
Son günlerde gündemi en çok meşgul eden olay İran'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerin ardından yaşanan bir nevi sivil itaatsizlik hareketi.
Olayı özetlemek gerekirse, İran'da cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı ve dört aday vardı. Seçim öncesi dönemde bütün basın organlarında seçimin iki aday arasında geçeceği söyleniyordu.
Bunlardan birincisi İran'ın halen cumhurbaşkanı olan Mahmud Ahmedinejad,

diğeri ise Mir Hüseyin Musevi'ydi.

Genel kanı seçimi Musevi'nin kazanacağı yönündeydi. En azından basın böyle diyordu, ancak seçim sonuçları hiç de öyle olmadı. Ahmedinejad %63 ile seçimi kazandı. Peki ya sonra, daha sonra yıllardır görmeye alışkın olduğumuz bir sahne tekrarlanmaya başladı.
Önce muhalifler ve hemen ardından da Batılı liderler seçimlere hile karıştırıldığını iddia ettiler. İran'da muhalifler sokaklara döküldü ve seçimin yenilenmesini istediklerini duyurdular. Muhaliflerin gösterileri esnasında kan da döküldü ve 7 kişi öldü. Bu esnada da Batı'dan çağrılar yağmaya devam etti. Mesela dünyanın yeni umudu Obama, İran'a vatandaşlarına şiddet uygulamaması çağrısında bulundu. Almayan Başbakanı Angela Merkel İran'daki seçim konusundaki şüphelerini aktardı.
İran'daki muhaliflerse ellerinde yeşil renkli bezler, bileklikler vb Musevi'yi simgeleyen ögelerle ve hep bir ağızdan yineledikleri şu sözlerle meydanlardaki yerlerindeydiler. "Benim oyum nerede?". Dünyanın pek çok yerindeki İranlılar da aynı şeyi farklı dillerde söylüyorlar, "Where is my vote?".
Şimdi bu görünen olayların arkasında eğilelim. Evet İran'da bir baskı rejiminin hakim olduğu açık. Halkın büyük bir kısmı reform, yani yaşama şartlarında, kanunlarda değişim ve olumlu yönde gelişim istiyor. İran'ın ise son derece karışık bir yönetim şekli var ve ülkeyi aslında cumhurbaşkanı değil de dini liderler yönetir.
Ancak bugün gerçekleşenler ise İran halkının inisiyatifinin dışa vurumu değildir. Bugün yaşananlar tamamen bir renkli devrimdir.
Renkli devrimler ABD ve diğer Batılı devletlerin, ABD ve Batı karşıtı yönetime sahip olan ülkelerdeki yönetimi ABD ve Batı yanlısı kişilerle değiştirme eylemleridir. "İlki Yugoslavya'da uygulanmış olan bu devrimler daha sonra da Çekoslovakya'da Kadife Devrim, Estonya'da Şarkı Devrimi, Gürcistan'da Gül Devrimi, Ukrayna'da Turuncu Devrim ve son olarak da Kırgızistan'da Lale Devrimi olarak gerçekleşmiştir. Burada izlenen yol da sürekli olarak aynıdır. Öncelikle bu ülkelerdeki seçimlere hile bulaştığı iddia edilmiş ve dış kaynaklı sivil toplum kuruluşlarının destekleri ile halk iktidar aleyhinde kışkırtılmıştır. Daha sonra da Batı aleyhtarı yönetim devrilerek yerine, demokratik yollarla iktidara gelemeyen Batı yanlısı kişiler çıkartılmıştır. Yani Batı sürekli dile getirdiği “Demokrasinin Üstünlüğü”ne güvenmemektedir." (kaynak)
Yani ABD normal yollardan hizaya getiremediği İran'ı bu seçimle iç karışıklıklar meydana getirip, zayıf düşürmeye çalışmakta.
Peki bunun renkli devrim olduğunu nereden anlıyoruz. Çok basit, bu devrimlerin tamamında bir renk ögesi kullanılmıştır. Bu her ülkede farklı bir renktir. Demokratik yollardan iktidara gelemeyecek Batı yanlısı adaylar seçim kampanyalarında bu renkleri kullanırlar, tıpkı Musevi'nin yeşil rengi kullanması gibi. Daha sonra seçim yapılır ve Batı yanlısı aday seçimi kaybeder, zaten bunun olacağı önceden bilindiğinden hemen muhalifler sokaklara dökülür, halk galeyana getirilir, seçime hile bulaştırıldığı ilan edilir ve ortaya basit ama akılda kalıcı bir slogan atılır, örneğin; "Benim oyum nerede?" gibi. Kitleler harekete geçince sıra provokasyondadır. Kalabalığa ateş açılır, birileri ölür ve kitleler artık daha da agresifleşir, devlete ait binalara saldırılar başlar ve mümkünse bu binalar yağmalanır. Bu sivil itaatsizlik durumu seçimle, yani demokratik yollarla iktidara gelen yönetim devrilinceye kadar sürer, ardından yönetimi demokratik yollarla iktidara gelemeyen, ama Batı yanlısı olan aday ele geçirir ve tüm Batı dünyası bu durumdan duyduğu memnuniyeti belirtir. Tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi ve tıpkı şimdi İran'da yapılmaya çalışıldığı gibi.
Son olarak Musevi'nin bir sözüne dikkat çekilmeli; "Şehit olamaya hazırım.", bir lider kendi taraftarlarını sakinleştirmeye mi çalışmalı, yoksa onları daha da tahrik ederek ölümlerine mi sebep olmalı?
Benim düşüncem bu devrim hareketinin ya ülke genelinde(ya da büyük şehirlerde) olağan üstü hal ila edilerek bastırılacağı, ya da muhaliflerin bir sürede daha gösteri yaptıktan sonra yavaşça geri çekilecekleri yönünde.
Bir diğer düşüncem ise İran'da bir devrim olacaksa bunun halkın inisiyatifiyle, kan dökmeden ve yabancı güçlerin desteği olmadan yapılması yönünde.
Olayı özetlemek gerekirse, İran'da cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı ve dört aday vardı. Seçim öncesi dönemde bütün basın organlarında seçimin iki aday arasında geçeceği söyleniyordu.
Bunlardan birincisi İran'ın halen cumhurbaşkanı olan Mahmud Ahmedinejad,

diğeri ise Mir Hüseyin Musevi'ydi.

Genel kanı seçimi Musevi'nin kazanacağı yönündeydi. En azından basın böyle diyordu, ancak seçim sonuçları hiç de öyle olmadı. Ahmedinejad %63 ile seçimi kazandı. Peki ya sonra, daha sonra yıllardır görmeye alışkın olduğumuz bir sahne tekrarlanmaya başladı.
Önce muhalifler ve hemen ardından da Batılı liderler seçimlere hile karıştırıldığını iddia ettiler. İran'da muhalifler sokaklara döküldü ve seçimin yenilenmesini istediklerini duyurdular. Muhaliflerin gösterileri esnasında kan da döküldü ve 7 kişi öldü. Bu esnada da Batı'dan çağrılar yağmaya devam etti. Mesela dünyanın yeni umudu Obama, İran'a vatandaşlarına şiddet uygulamaması çağrısında bulundu. Almayan Başbakanı Angela Merkel İran'daki seçim konusundaki şüphelerini aktardı.
İran'daki muhaliflerse ellerinde yeşil renkli bezler, bileklikler vb Musevi'yi simgeleyen ögelerle ve hep bir ağızdan yineledikleri şu sözlerle meydanlardaki yerlerindeydiler. "Benim oyum nerede?". Dünyanın pek çok yerindeki İranlılar da aynı şeyi farklı dillerde söylüyorlar, "Where is my vote?".
Şimdi bu görünen olayların arkasında eğilelim. Evet İran'da bir baskı rejiminin hakim olduğu açık. Halkın büyük bir kısmı reform, yani yaşama şartlarında, kanunlarda değişim ve olumlu yönde gelişim istiyor. İran'ın ise son derece karışık bir yönetim şekli var ve ülkeyi aslında cumhurbaşkanı değil de dini liderler yönetir.
Ancak bugün gerçekleşenler ise İran halkının inisiyatifinin dışa vurumu değildir. Bugün yaşananlar tamamen bir renkli devrimdir.
Renkli devrimler ABD ve diğer Batılı devletlerin, ABD ve Batı karşıtı yönetime sahip olan ülkelerdeki yönetimi ABD ve Batı yanlısı kişilerle değiştirme eylemleridir. "İlki Yugoslavya'da uygulanmış olan bu devrimler daha sonra da Çekoslovakya'da Kadife Devrim, Estonya'da Şarkı Devrimi, Gürcistan'da Gül Devrimi, Ukrayna'da Turuncu Devrim ve son olarak da Kırgızistan'da Lale Devrimi olarak gerçekleşmiştir. Burada izlenen yol da sürekli olarak aynıdır. Öncelikle bu ülkelerdeki seçimlere hile bulaştığı iddia edilmiş ve dış kaynaklı sivil toplum kuruluşlarının destekleri ile halk iktidar aleyhinde kışkırtılmıştır. Daha sonra da Batı aleyhtarı yönetim devrilerek yerine, demokratik yollarla iktidara gelemeyen Batı yanlısı kişiler çıkartılmıştır. Yani Batı sürekli dile getirdiği “Demokrasinin Üstünlüğü”ne güvenmemektedir." (kaynak)
Yani ABD normal yollardan hizaya getiremediği İran'ı bu seçimle iç karışıklıklar meydana getirip, zayıf düşürmeye çalışmakta.
Peki bunun renkli devrim olduğunu nereden anlıyoruz. Çok basit, bu devrimlerin tamamında bir renk ögesi kullanılmıştır. Bu her ülkede farklı bir renktir. Demokratik yollardan iktidara gelemeyecek Batı yanlısı adaylar seçim kampanyalarında bu renkleri kullanırlar, tıpkı Musevi'nin yeşil rengi kullanması gibi. Daha sonra seçim yapılır ve Batı yanlısı aday seçimi kaybeder, zaten bunun olacağı önceden bilindiğinden hemen muhalifler sokaklara dökülür, halk galeyana getirilir, seçime hile bulaştırıldığı ilan edilir ve ortaya basit ama akılda kalıcı bir slogan atılır, örneğin; "Benim oyum nerede?" gibi. Kitleler harekete geçince sıra provokasyondadır. Kalabalığa ateş açılır, birileri ölür ve kitleler artık daha da agresifleşir, devlete ait binalara saldırılar başlar ve mümkünse bu binalar yağmalanır. Bu sivil itaatsizlik durumu seçimle, yani demokratik yollarla iktidara gelen yönetim devrilinceye kadar sürer, ardından yönetimi demokratik yollarla iktidara gelemeyen, ama Batı yanlısı olan aday ele geçirir ve tüm Batı dünyası bu durumdan duyduğu memnuniyeti belirtir. Tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi ve tıpkı şimdi İran'da yapılmaya çalışıldığı gibi.
Son olarak Musevi'nin bir sözüne dikkat çekilmeli; "Şehit olamaya hazırım.", bir lider kendi taraftarlarını sakinleştirmeye mi çalışmalı, yoksa onları daha da tahrik ederek ölümlerine mi sebep olmalı?
Benim düşüncem bu devrim hareketinin ya ülke genelinde(ya da büyük şehirlerde) olağan üstü hal ila edilerek bastırılacağı, ya da muhaliflerin bir sürede daha gösteri yaptıktan sonra yavaşça geri çekilecekleri yönünde.
Bir diğer düşüncem ise İran'da bir devrim olacaksa bunun halkın inisiyatifiyle, kan dökmeden ve yabancı güçlerin desteği olmadan yapılması yönünde.


~ 16 yorum: ~
at: 24 Haziran 2009 03:39 dedi ki...
evet A.B.D ingiltere ve israil bu kaleyide içerden
yıkmaya çalışıyorlar ve ne yazıkkı gözünü ıktidar hırsı
burumuş musevi gibi liderler bu oyuna alet oluyorlar
tarihte musevi gibi oyuna gelmiş liderler hep naletle
anılmışlar .seçimde bu kadar ağır bir hile yapılamayacağını musevi yanlıları göremiyormu..
dileğim emperyelistlerin bu oyunlarına irandaki aklıselim insanların daha fazla gelmemesidir..
at: 24 Haziran 2009 18:28 dedi ki...
"dileğim emperyelistlerin bu oyunlarına irandaki aklıselim insanların daha fazla gelmemesidir."
Aynene katılıyorum.
at: 24 Haziran 2009 18:50 dedi ki...
klasik devlet stratejileri özellikle ABD nin dünyaya uyguladığı bu politikanın diğer adınada böl parçala yönet diyebiliriz bu konu hakkındaki yazıya katılmamak elde değil özelliklede geçmişe ve örneklere baktığımızda haklılık payını görebiliriz.bu olay sorunun bi parçası ama daha büyük parçasıda bu sorunun diğer islam devletlerine yansımasıdır.islamın en koyu bayraktarlığını yapan ülkelerde demokrat eğilimli protestolar; ılımlı islam!!! ülkelerinde ise radikal islam söylemleri olabilir bununda böl parçala yönet oyunundan bi farkı olmaz
at: 24 Haziran 2009 19:06 dedi ki...
Bu coğrafyada bulunan hiç bir ülke rahat bırakılmaz, her ülke sahip olduğu konumun aksine doğru yönlendirilmeye çalışılmaktadır bu coğrafyada. Bölünmeye, halklar içinde kargaşa çıkartılmaya çalışılmaktadır.
Önce Irak işgali geldi. İran'a aynı şeyi yapamayacağını bilen Batı bu kez taktik değiştiriyor ve bu renkli devrimi deniyor.
at: 24 Haziran 2009 19:59 dedi ki...
aynı şey türkiyede türk-kürt çatışmasıyla yapmak istendi fakat bu çatışma son zamanlardaki demoktatik söylemlerle vede oluşumlarla yumuşama noktasına geldi fakat iranda yapılan stratejinin tam tersi türkiyede uygulanmak istenebilir türkiye iranın tam tersi laik devlet anlayışla yönetilen bir ülke ve son zamanlarda türkiyede yaşanan ılımlı islam söylemleri ılımlığın radikalleşme deyimleriyle pekiştirilmek istanebilir vede devrim umutlarını arttırabilir buda iranın tam tersi konumuna türkiyeyi sürükleyebilir
at: 24 Haziran 2009 20:10 dedi ki...
Bahsettiğiniz konu Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında dile getiriliyor. Batı Ortadoğu'daki Müslüman ülkelere örnek olması için Türkiye'yi düşünüyor, ama tabi laik yapısıyla değil, onun yerine ılımlı İslam (bu kavramın anlamı da ne demekse, bir dinin ılımlısı radikali olmaz) yapısına sahip olarak. Ancak bu yazıldığı kadar kolay değil, zaten bu da biliniyor.
at: 24 Haziran 2009 20:27 dedi ki...
kesinlikle kolay değil ama bazı çevreler tarafından umut arttırıcı bazı çevreler tafaında ise provakasyon amaçlı bir söylem yani bir bölünmüşlük diyebiliriz vede bu bölünme türkiyede olmaz diyemeyiz geçmişte oldu gelecektede olur
haklısın bencede bir dinin ılımlısı yada radikali olmaz ama öyle bir şekilde entegre edilmişki günümüzde siyasi terim olarak kullanılıyor hatta bunun için örnek ülkeler bile veriliyor yanlış hatırlamıyorsam ılımlı islam terimini ilk olarak bush türkiye için kullanmıştı
at: 24 Haziran 2009 20:38 dedi ki...
Evet zor, ancak maalesef imkansız değil.
Dediğin gibi bu sözü yüksek mevkiden dile getiren ilk kişi Bush'du, ancak ondan daha önce de bu terim Türkiye için kullanılmış ve zemin yoklanılmıştı.
Bölgemizdeki ülkeleri maalesef huzur değil, aksine acı bekliyor, en azından bunu söyleyebilirim.
at: 24 Haziran 2009 21:10 dedi ki...
kesinlikle haklısın bu arada bu yazı tamamen sanamı ait gerçekten çok profösyonelce ve kaliteli yazılmış bir yazı
at: 24 Haziran 2009 21:13 dedi ki...
Evet tamamen bana ait, beğenmen mutlu etti beni.
at: 24 Haziran 2009 21:20 dedi ki...
ama taraf gazatesi için aynı şeyi söyleyemicem
at: 24 Haziran 2009 21:22 dedi ki...
Eh, her zaman için olumlu eleştiri beklememek lazım.
at: 25 Haziran 2009 10:21 dedi ki...
Kerim hocam selamlar, Siten mükemmel olmuş tasarım olarak eline sağlık.. ben Kemal Mete.. nasılsın?
bende bu sitede (http://birtakimolaylar.wordpress.com/) ufak tefek bişiler çiziktiriyorum..
Sağlıcakla Kal..
İran'da ki Ayaklanma ile ilgili olarakta ; "Renkli" Devrim tanımını beğendim. George Soros ve yeni kapitalist egemenliğin kukla projelerinden gibi görünüyor. Ukrayna ve Gürcistan'da Turuncu.. İran'da "Yeşil" (İslam'ın rengi diye sanırım..) 1979'da Halk Ayaklanması daha çok sosyalistler tarafından organize ediliyor görünmüşken Büyük Patron'un manüplasyonu sonucunda Molla Diktatörlüğüne dönüşmüştü.. Ama yine de peşin hükümlü olmadan aklı selim izlemek lazım..
at: 25 Haziran 2009 10:27 dedi ki...
Kemal Mete teşekkür ederim, devamlı takip edeceğim bir siten var, ben de seni kutlarım.
at: 25 Haziran 2009 13:53 dedi ki...
Çok yerinde bir tespit ve uzmanca hazırlanmış bir yazı tebrik ederim. Bu coğrafya her zaman emperyalist güçlerin ilgi odağı olmuştur ve olacaktır. Bu coğrafyayı paylaşan herkesin dikkat etmesi gerekiyor.
at: 25 Haziran 2009 15:02 dedi ki...
Teşekkürler Dozi, aynen katılıyorum düşüncene.
Yorum Gönder