Perşembe, Eylül 3

Çağrışımlar Denizi



*resmin kaynağı


Yoldayım, bir kalabalığın ortasında, şehir en işlek caddesin de yürümekteyim. Etrafım çevrili, ama tanımadıklarımla.

Zihnim kuşatılmış, ama anlamadıklarımla.

Yazacak bir şey yok bugünlerde.

Aslında varda yazmanın faydasın yok belki de.

Yine de yazmak gelse de içimden o konulara değinmiyorum. Fuzuli'nin dediği gibi, söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.

Ben yine de susmayı tercih ediyorum, en azından bir süreliğine.

Karışıyorum kalabalığa ve sadece yürüyorum.

Bir bayan geçiyor yanımdan, parfüm kokusu kaplıyor etrafı. Bu koku bana bir şeyler çağrıştırıyor, hatıralara dalıyorum. Bir arkadaşım geliyor aklıma, uzun zamandır görmediğim.

Acaba şimdi ne yapıyor? Aslında ne yaptığını pek de merak etmiyorum.

10-15 saniye sürüyor bu durum. Kendime geliyorum yeniden, çarpmamak için birine hafifçe bükülürken.

Bir süre sonra geçerken yanından, yemek kokuları geliyor lokantadan. İftara hazırlık var anlaşılan.

Ancak bu kokulardan biri farklı geliyor bana ve yeni hatıralar hücum ediyor zihnime.

10 yaşındayım belki, belki de on iki. Fırında bekliyorum ve kendimi çok güvensiz hissediyorum. Tüm derdim sıramı kaptırmamak, oysa koca koca adamlar içinde fark edilmiyorum.

Çok sinirliyim diğer yandan, çünkü kendi evde otururken beni gönderdi babam. Babama sinirleniyorum ve yanımdaki adama, fırıncıya ve hatta fırın kapısına. Her şeye sinirli olduğum bu anın sonunda, ilk kez atıyor tepem ve çekip gidiyorum aniden.

Birden değişiyor her şey, nerede olduğumu hatırlıyorum. İnsanlar geçiyor yanımdan ve ben durup onları izliyorum.

Sadece marka giyen gençler geçiyor, küçümseyici bakışlarla bir hamalı süzüyor ve bir birlerine bir şeyler söyleyip gülüyorlar. Kim bilir küçük zihinlerinde ne kadar büyük olduklarını sanıyorlar.

Bunu düşündüğüm anda, başka hatıralar canlanıyor, kendi yaptığım hatalar aklımdan akıp gidiyor. Kendi utanç kaynaklarım ve pişmanlıklarım.

O kalabalığın ortasında yaşadığım bunca çağrışımla koyuluyorum yola.

Gitme vaktidir artık, ama nereye ve niye?

~ 2 yorum: ~

kırmızılı says:
at: 3 Eylül 2009 15:21 dedi ki...

İnsan zihni nasıl engin bir denizki,bazen küçücük köpük gibi görüp nitelendirmeye bile gerek duymadığımız "küçük şeyler" bir anda sahile vuruyor ve farkına varıyoruz,geçmişte olan biten ama kalan bazı şeyleri...
Değişik ya hakkaten...

gitme fikrine gelince...
İnsan kendinden bir yere gidebilir mi ki sen gitmekten bahsediyorsun???

Adsız
at: 3 Eylül 2009 15:48 dedi ki...

Hım, güzel soru.
Soruna hayır diye cevap versem, derim ki evet insan kaçamaz kendinden, gidemez bir yere, zihni gelir peşinden kendisi gitse nereye. İşte bu nedenle dedim belki de "Gitme vaktidir artık, ama nereye ve niye?".

Soruna evet cevabı versem, derim ki insan gitmek isterse kendinden, geçmişini değiştiremez belki, ama ya kendini? Aklına her geldiğinde geçmişi, derki o zaman başka biriydim, şimdi bambaşka biri.

İşte bu noktada devreye girer kişinin zihni. Önemli olan olduğu kişiden hazzedip etmediği.

+

Contact

Image and video hosting by TinyPic

About the Template

Image and video hosting by TinyPic