
Çevremde görüp şahitlik ettiğim bazı olaylar var ki, yapanların hangi mantık dahilinde bu olayları gerçekleştirdiklerini bir türlü kavrayabilmiş değilimdir. İşte ara ara bu olaylardan bahsetmek istiyorum ve ilk olayı anlatıyorum.
Bazı insanlar vardır kendilerini tanıyan, bazı insanlarsa vardır kendilerini abartan.
Bir gün her hangi bir mahallede bir olay olur, söz gelimi su borusu patlamıştır ve olay yerinde küçük bir grup toplanır. Her kafadan bir ses çıkar, "şu yüzden oldu", "şurası şöyle yapılsaydı", "şu boru da böyle takılsaydı", "oradan da yol geçmeseydi", "keşke abim evlenmeseydi." vb. Bu tartışmalar sürerken, vatandaşlardan biri yetkililere haber verir. Daha sonra da yetkili kişiler olay yerine gelir. Ancak bizi ilgilendiren asıl kısım bundan sonra başlamaktadır.
O kalabalığın arasında şu tarife uyan biri mutlaka vardır: Bu kişi normal bir vatandaştır aslında, ancak hayatının bir döneminde ve genellikle de kısa bir döneminde az buçuk önemli olan, ya da kendisinin önemli olduğunu zannettiği bir görevde bulunmuştur. İşte böyle üstün bir görevde yer almış olmanın verdiği güvenle yetkililere doğru yaklaşır ve onlar işlerini nasıl yapmaları gerektiğini planlarlarken, konuştuklarına hafifçe (!) kulak misafiri olur.

Daha sonra hemen yanlarında bitip, "Ben eski fahri can kurtaran Recep ..." diyerek kendini tanıtır. Yetkililer önce adama biraz bakarlar, ancak bu tip insanlar karşılarına sürekli çıktığından pek de oralı olmazlar. Lakin adamımız durmaz, duramaz. Kendisi vaktiyle önemli bir insan olduğundan bilgisine başvurulmalıdır, başvurulmuyorsa eğer o kendisi bu bilgiyi sunacaktır.

Yetkililer ondan uzaklaşır, ama o peşlerini bırakmaz. Yetkili talimatlar verir, o bu talimatları eleştirir ve yetkiliye "Şurasını şöyle yapsanız daha iyi olmaz mı?" şeklinde teklifini bildirir.

Bunun ardından yetkili kişi işine karışılmasına sinirlenir ve adamımızı bölgeden uzaklaştırır. Ancak bu da adamımızı durdurmaz. Bölgeden uzaklaştırılınca, ilk toplanan grubun yanına gider ve yetkili kişiyi iş bilmemekle itham eder. Her şeyi eleştirir ve kendince çözümler getirir. Etrafındakiler de onu gayet ciddi dinlerler, ancak "Sen hiç bu işlerde çalıştın mı, bilgin var mı?" diye sormayı akıl etmezler.

Daha sonra sorun giderilir ve herkes dağılır. Adamımız da akşam eve varınca olanları gururla ev ahalisine anlatır, ancak yetkilinin kendisini uzaklaştırdığı kısmı es geçer.

Kendini abartan bir insan türünün hikayesini okudunuz. Aman, bu türden birini görürseniz uzak durunuz.
Bazı insanlar vardır kendilerini tanıyan, bazı insanlarsa vardır kendilerini abartan.
Bir gün her hangi bir mahallede bir olay olur, söz gelimi su borusu patlamıştır ve olay yerinde küçük bir grup toplanır. Her kafadan bir ses çıkar, "şu yüzden oldu", "şurası şöyle yapılsaydı", "şu boru da böyle takılsaydı", "oradan da yol geçmeseydi", "keşke abim evlenmeseydi." vb. Bu tartışmalar sürerken, vatandaşlardan biri yetkililere haber verir. Daha sonra da yetkili kişiler olay yerine gelir. Ancak bizi ilgilendiren asıl kısım bundan sonra başlamaktadır.
O kalabalığın arasında şu tarife uyan biri mutlaka vardır: Bu kişi normal bir vatandaştır aslında, ancak hayatının bir döneminde ve genellikle de kısa bir döneminde az buçuk önemli olan, ya da kendisinin önemli olduğunu zannettiği bir görevde bulunmuştur. İşte böyle üstün bir görevde yer almış olmanın verdiği güvenle yetkililere doğru yaklaşır ve onlar işlerini nasıl yapmaları gerektiğini planlarlarken, konuştuklarına hafifçe (!) kulak misafiri olur.
Daha sonra hemen yanlarında bitip, "Ben eski fahri can kurtaran Recep ..." diyerek kendini tanıtır. Yetkililer önce adama biraz bakarlar, ancak bu tip insanlar karşılarına sürekli çıktığından pek de oralı olmazlar. Lakin adamımız durmaz, duramaz. Kendisi vaktiyle önemli bir insan olduğundan bilgisine başvurulmalıdır, başvurulmuyorsa eğer o kendisi bu bilgiyi sunacaktır.
Yetkililer ondan uzaklaşır, ama o peşlerini bırakmaz. Yetkili talimatlar verir, o bu talimatları eleştirir ve yetkiliye "Şurasını şöyle yapsanız daha iyi olmaz mı?" şeklinde teklifini bildirir.
Bunun ardından yetkili kişi işine karışılmasına sinirlenir ve adamımızı bölgeden uzaklaştırır. Ancak bu da adamımızı durdurmaz. Bölgeden uzaklaştırılınca, ilk toplanan grubun yanına gider ve yetkili kişiyi iş bilmemekle itham eder. Her şeyi eleştirir ve kendince çözümler getirir. Etrafındakiler de onu gayet ciddi dinlerler, ancak "Sen hiç bu işlerde çalıştın mı, bilgin var mı?" diye sormayı akıl etmezler.
Daha sonra sorun giderilir ve herkes dağılır. Adamımız da akşam eve varınca olanları gururla ev ahalisine anlatır, ancak yetkilinin kendisini uzaklaştırdığı kısmı es geçer.
Kendini abartan bir insan türünün hikayesini okudunuz. Aman, bu türden birini görürseniz uzak durunuz.

~ 9 yorum: ~
at: 4 Nisan 2009 10:32 dedi ki...
Karşılaşılmaması imkansız olan, her çözüm bekleyen olay karşısında yanımızda bulunması an meselesi olan, bu kişilerin nereden, nasıl çıkacağı hiç belli olmaz. Dolayısıyla uzak durmak imkansız. :)
at: 4 Nisan 2009 10:37 dedi ki...
Haklısın NesTal, ama en azından fark ettiğin anda uzaklaşmalısın, hani zararın neresinden dönersen kar hesabı. :)
at: 4 Nisan 2009 11:18 dedi ki...
Kerim, iki yazıdır bana hep yaşadığım şeyleri hatırlatıyorsun. Çok eğlenceli oluyor okumak.
at: 4 Nisan 2009 11:20 dedi ki...
Aslı'dır, teveccühün. :)
at: 5 Nisan 2009 17:52 dedi ki...
ayyy bu tiplere hastayımdır :d teşekkürler kerim :)
at: 5 Nisan 2009 18:43 dedi ki...
hiç öyle olamadım ama bazen o tipte biri olmak istiyorum. nasıl bi duygu acaba her şeyi bildiğini sanmak, övünmek, gururlanmak hem de senden kaçtıklarını fark etmeden.. vay be. bunu demeliyim ama beceremem ki :)
at: 5 Nisan 2009 20:02 dedi ki...
HaYaL MeYaL, ben teşekkür ederim. :)
Karakutu, denesen de becerebilir misin bilemiyorum, zira bu doğal bir yetenek olduğundan. :)
at: 6 Nisan 2009 10:15 dedi ki...
hahah Kerim Yine Doğru şeyler yazmışsın Bunlarda Hayatın yada Türkiyeninmi desem herneyse Renklerinden biri işte :)
at: 6 Nisan 2009 19:04 dedi ki...
Bu renklerden daha da var ve ben de ara ara bahsedeceğim inşallah LuCiFerR. :)
Yorum Gönder