Perşembe, Şubat 19

Belge Savaşları



Son dönemde ekranlarda en çok görülen şey haline geldi belge savaşları. Aslında bu sadece seçimler için bir yıpratma hareketi değil, bu siyaset anlayışındaki değişimin de habercisi. İşte bu yazı da taraf tutmadan bu siyasi değişimin analizi için yazılmıştır.

Türkiye'de siyaset genelde belli kalıplar içindedir. Örneğin CHP laikliğin koruyuculuğunu üstüne almıştır., MHP ise milliyetçidir vb. Genelde karşı taraflar bir birleri hakkında bir iddiada bulunduklarında bunu sadece sözlü olarak dile getirirlerdi. Hatta bazen "Elimde belgeler var, eğer istifa etmezse açıklarım!" gibisinden tehditlerde bulunurlardı. (Oysa elinizde suç işlendiğini kanıtlayan bir belge belge varsa ve siz bunu açıklamıyorsanız, siz de suç işliyorsunuz demektir.) Ancak o belgeler (tabi varsa) hiç açıklanmazlardı.

Oysa yabancı ülkelerde bir bürokrat ya da vekilin suç işlediğine dair belgeler varsa, bunlar açıklanır ve suç kanıtlanırsa o vekil ya da bürokrat istifa eder.


İşte son dönemde o açıklanmayan belgeler açıklanmaya başlandı. Bu bir siyaset geleneğinin de değişimi. Üstelik bu zaruri bir değişim. Çünkü muhalefet artık sadece laiklik veya milliyetçilik üzerinden bu işin götürülemeyeceğini, AKP'yi iktidardan indirmek için başka bir şeylerin yapılması gerektiğini anlamış durumda.

Oysa eskiden yolsuzluklar olur, ama kimse üzerine gitmezdi, giden olursa da bir şekilde durdurulurdu. Sadece hükumetlerle arası bozulan bazı medya kuruluşları arada bir yolsuzluklar hakkında haber yaparlardı.


Ancak CHP, Kemal Kılıçdaroğlu ile bu alanda ilk adımı attı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişili'yi iş takibi için anlaşma yapmak ve ücret almakla itam etti. Üstelik bunu belge göstererek yaptı. Sonrasında Şaban Dişli kendisini savunsa da ortaya net bir şeyler koyamayınca istifa etmek zorunda kaldı.


Ardından Kılıçdaroğlu, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın ortağı olduğu Menas AŞ isimli şirketin hayali ihracat ve uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını iddia etti. İkili TBMM'de 25.09.2008'de Uğur Dündar'ın yönettiği bir panelde karşı karşıya geldi ve iki taraf da belgelerini ortaya koydu. Aslında o karmaşada kimin ne dediği tam anlaşılmadı, ancak ilerleyen günlerde Dengir Mir Mehmet Fırat'ın AKP Genel Başkan Yardımcı'lığından sağlık sorunlarını gerekçe göstererek istifa etmesiyle kamuoyunda Kılıçdaroğlu'nun haklı olduğu yönündeki görüşler arttı.


Kılıçdaoğlu'nun bu yaşananların ardından hedefindeki yeni isim ise Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'ti. Kılıçdaroğlu, Melih Gökçek'in Ankara halkına doğalgaz sayaçlarını çok pahalıya sattığını ileri sürdü. İkili bu kez Star TV'de canlı yayında karşı karşıya geldiler, ancak tartışma bir süre sonra çığırdan çıktı. Takip eden günlerde de yankıları sürdü, ama tartışmanın Melih Gökçek'i zor durumda bıraktığı kesin.


Şimdi ise Kılıçdaroğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı durumunda ve mevcut Başkan Kadir Topbaş ile ilgili iddialar dile getiriyor, ancak Kadir Topbaş öncekilere oranla daha dikkatli hareket ediyor ve bu kez söz konusu olan bir belediye başkanlığı. Halk belediye başkanlığı için projeleri de dikkate alacaktır. ikili arasında daha önce olduğu gibi canlı yayında bir tartışmanın olacağını zannetmiyorum.


Öte yandan Kılıçdaroğlu'nun izlediği siyasetin işe yaradığını görünce, MHP Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural da son dönemde belgelerle kamuoyunun karşısına çıkmaya başladı.


Son olarak ise, Seren İnşaat ile CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen arasında kar payı ortaklığının söz konusu olduğu iddiası ortaya atıldı. Tabi ki yine belgelerle. Ancak bu kez farklı olan bu iddiayı ortaya atanın bir gazete olmasıydı, Vatan Gazetesi. Haberin Vatan gazetesinde yayınlandığı gün Mehmet Sevigen bir basın toplantısı düzenleyip iddiaların bir kısmını yalanladı, ancak bir kısmını da kabul etti. İstifa edip etmeyeceğine yönelik sorulara ise "Her iftirada işimizden mi ayrılacağız? Ben buraya milletimin gücüyle geldim. Bir tek iddiayı ispat etsinler istifa ederim. 20 yıllık namusumu şerefimi iki gazete manşetiyle harcatmam." diye karşılık verdi.

Aslında bu Türkiye için çok normal, çünkü bizde istifa edebilme anlayışı yok. İsterse kişi Türkiye'nin yarısını dolandırmış olsun yine de istifa etmez.
Ben Şaban Dişili'nin de, Mehmet Fırat'ın da kendi istekleri ile istifa ettiklerini düşünmüyorum, benzer şekilde Mehmet Sevigen'in de istifa etmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü bizde siyaset halk için yapılmıyor. Millet vekilleri halkın vekilleriymiş gibi değil de, efendileriymiş gibi davranıyorlar.

Yine de siyasi anlayıştaki bu değişim güzel. Her şey belgelerle ortaya koyulmalı, ancak emin olunmadan da ortaya iddialar atılmamalı, yoksa bu iftiraya girecektir, ki bu da ayrı bir suçtur. Tüm bunların dışında en güzeli halkımızın anlayışının değişmesi olacaktır. Eğer halkımız seçimden seçime değil de her zaman için hakkını savunabilir hale gelirse işte o zaman gerçekten kazanırız.

~ 0 yorum: ~

+

Contact

Image and video hosting by TinyPic

About the Template

Image and video hosting by TinyPic