Pazartesi, Haziran 16

Batı Siyasi Kültürünün Uluslararası Sorunları Algılaması


Üniversiteye gireli beş yıl oldu, bir yıl hazırlık dört yıl normal öğretim derken zaman uçup gitti, zaman uçtu da biz üniversiteden uçamadık. Uzattık tahminen bir dönem, ama bitirme tezimi de bu yıl verdim. Başından beri bitirme tezimin konusu Batı medeniyeti olsun istedim, sağolsun hocam da kabul etti bu isteğimi. Amacım Batı medeniyetinin dünya meselelerini nasıl algıladığını örnekleri ile açıklamaktı, bu yolda çalıştım ve bitirme tezimi hocama sundum, tez uzun olduğu için ve ayrıca da çalışkan (!) arkadaşlarımızca kopyalanıp kendileri yapmış gibi hocalarına teslim ettikleri için tezimin tamamını burada paylaşmıyorum, ancak sonuç kısmını paylaşmadan da duramadım.



BATI MI?




Uluslararası sisteme hakim olan her güç kendisini diğer toplumlara karşı üstün görmüş ve davranışları ile de bunu belli etmiştir. Oysa Batı kültüründe bu üstünlük anlayışı farklılık göstermektedir. Zira Batı kültürü kendisini en üstün, en medeni ve en gelişmiş kültür olarak, yani insanlığın ulaşabildiği en üst düzey olarak görmekte ve bu nedenle de kendisi dışındaki kültürleri her türlü açıdan geri kalmış ve medenileştirilmeleri gereken kültürler olarak kabul etmektedir. Olaylar karşısında sergilediği tavırlar da bu görüşü desteklemektedir. Oysa Batı kültürü kökenlerini Avrupa'da dağınık gruplar halinde yaşayan topluluklardan almaktadır ve kendi kültürel gelişimini ancak Eski Yunan, Roma İmparatorluğu, Hristiyanlık ve İslamiyet'in bu toplulukları kültürel ve medeni açıdan etkilemeleri ile sağlamıştır. Bugün Doğu kültürlerini beğenmeyen ve hakir gören Batı, bir zamanlar Doğu'nun zenginlik, refah ve düzen içindeki yaşantısına özenmiş ve hatta bu refaha ulaşabilmek için Doğu kültüründeki devletlerle savaşmış ve seferler düzenlemiştir. Öyle ki İslami toplumlara savaş açmak için Hristiyanlık'ı dahi mazeret olarak öne sürmüştür.

İşte tüm bunlara karşın Batı kendisini esasen etkilemiş olan kültürleri beğenmemeye ve aşağılamaya başlamış, kendisini ise yüceltmiştir. Bugün Batı kültüründe hakim olan düşünce diğer kültürlerin geri kalmış ve medenileşememiş olduğu yönündedir. İşte bu nedenle de diğer kültürlere ait olan toplumların medenileşmeleri gerektiğini ve bunu da ancak kendilerinin yapabileceklerini düşünmektedirler. Geçmiş dönemlere ilişkin olaylardaki uygulamalarında da bu durum açıkça görülmektedir. Sanayi Devrimi sonrası iş gücü için sömürgecilik anlayışı güden Batı, yerel halkları insan olarak kabul etmemiş ve köleleştirmiş, adeta bir mal gibi alıp satmıştır. Bu iş için şirketler kurulmuş ve Batılı devletlere insan ticareti yapmışlardır. Sadece bu da değil, bu yerel halkların yukarıda da değindiğim üzre medenileştirilmelerinin gerektiğine inanmış ve onları dinlerini ve dillerini değiştirmeye zorlamışlardır. Bazen ise daha da acımasız olmuş ve yerli halkı insan olarak kabul etmeyerek onları yok etmek için çabalamış ve bu uğurda da insanlık dışı yöntemlere başvurmuştur.

Batı kendisi soykırım uyguladığı gibi uygulayanlara da seyirci kalmıştır. İşte bu noktada da Batı düşünce sistemi ile ilgili bir diğer husus ortaya çıkmaktadır. Batı kültürü bazı toplulukları kendisinden görmese de, yani barbar topluluklar olarak kabul etse de bu toplulukların medenileşebileceklerini ve tam anlamı ile kendisinden olamasalar da en azından kendisine yakın olabileceğini düşünmüştür. İşte Bosna-Hersek Savaşı'nda da Sırplar bu duruma örnek teşkil etmişlerdir. Zira Sırplar'ı öteki olarak benimsedikleri Ruslar'ın bir uzantısı olarak kabul eden Batılı devletler, Bosna-Hersek Savaşı'nda onları daha çok öteki olarak benimsedikleri bir topluluğa karşı silah olarak kullanmışlardır. Bu toplum da Müslümanlar'dır. Batı, Sırplar'ın Boşnak Müslümanları'na karşı yaptıklarının katliama boyutuna ulaşması ve bu durumunda uluslararası kamuoyunca tepkiyle karşılanmasına kadar geçen süreçte, hemen kendi yanı başında gerçekleşen bu insanlık suçuna seyirci kalmıştır. Oysa tarih boyunca Sırplar, daha önce de vurguladığım üzere, Batı tarafından Ruslar'ın bir uzantısı olarak kabul edilmişlerdir, işte bu da Batı'nın bazı toplulukların tabiri caizse ehlileştirebileceklerine yönündeki düşüncesine kanıt teşkil etmektedir. Batı'nın insanlık dışı uygulamalarına bir örnek de II. Dünya Savaşı'ndan verilebilir, bilindiği üzere II. Dünya Savaşı'nda ABD, iki kez Japonya'ya atom bombası atmıştır. Bu davranışına gerekçe olarak da savaşın daha fazla uzamaması ve daha fazla masum insanın ölmemesini göstermiştir. Oysa ABD'nin atom bombasını attığı yerler Hiroşima ve Nagasaki kentleridir. Yani ABD savaş alanlarını değil doğrudan sivil insanların yaşadığı kentleri vurmuştur. Bundan çıkartılacak sonuç ise ABD'nin kastettiği masum insanların aslında kendi insanları olduğu, yani ABD'nin kendi insanları için başka masum insanları öldürmekten çekinmediğidir.

Batı kültürü içinde yer alan devletlerin düşünce tarzlarından bir diğeri ise kendi içlerindeki çekişme ile ilgilidir. Kendilerini dışa karşı üstün gören Batılı devletler söz konusu Batı kültürü olduğunda da yine kendilerini Batı kültürü içindeki en üstün toplum olarak görmektedirler. Bu duruma tarihten pek çok örnek verilebilir. Ortak düşmana karşı birlikte hareket eden Batılı devletler söz konusu düşman etkisiz kılındığında da bu kez bir birlerine düşmektedirler. Buna belki de en iyi örnek Soğuk Savaş dönemidir, zira Soğuk Savaş döneminde dünya iki kutuplu hale geldiğinde, yani bir yanda Batı diğer yanda ise Sovyetler yer aldığında Batılı devletler birliktelik içerisinde hareket etmişler ve Soğuk Savaş sonrasındaki süreçte Batı kültürünün karşısında bir rakip kalmayınca da bu kez kendi iç hesaplaşmalarına dönmüşlerdir. Benzer şekilde I. ve II. Dünya Savaşları'nda da yine Batılı devletlerin bir birleri ile olan hesaplaşmaları dünyayı iki kez kaosa sürüklemiştir.

Batı kültürünün İslam dinine ve Müslümanlara bakış açısı da son derece ilginçtir. Öyle ki İslam dininin ortaya çıktığı dönemden günümüze değin Batılı devletler ile Müslüman devletler arasında sürekli bir çatıma ve mücadele söz konusu olmuştur. Ancak burada ilgi çekici olan bu mücadelenin bir din ile bir kültür arasında geçiyor oluşudur. Zira Batı bir kültür iken İslamiyet ise bir dindir. Yani mücadele Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında değil, İslamiyet ile Batı arasında geçiyor görünmektedir. Bu durumunda temelinde yatan ise Batı'nın bir başka düşünce tarzıdır. Bu düşünce tarzı ise Batı'nın kendisini adeta Hristiyanlık'la bütünleşmiş ve kendisini Hristiyanlık'ın sahibi olarak görmesidir. Tehdit algılamasında karşında bir Müslüman devleti değil İslamiyet'in kendisini görmektedir. Çünkü Batı'ya göre İslamiyet kötü iken kendileri iyidir ve İslamiyet de kendilerinin bu iyi ve doğru düzenlerine karşın kötü olan her şeyi temsil etmekte ve kendilerinin bu düzenlerini tahdit etmektedir. İşte bu nedenledir ki Batı kültürünün İslamiyet'e ve bu dini benimseyenlere bakış açısı her zaman için kötü olmuştur. Batı, İslamiyet'in kutsal değerlerine saygı duymamış, ve Müslümanlar'a da değer vermemiştir. Bu durumun bir örneği olarak Haçlı Seferleri sonucunda Kudüs Müslümanların elinden alınırken şehirde bulunan kadınların ve çocukların da öldürülmeleri gösterilebilir. Oysa İslam inanışında savaşta dahi olunsa kadınlara, çocuklara ve yaşlılara dokunulmazken, Batı kültürü Müslümanlar'ı insan olarak görmemektedir. Batı'nın nezdinde kendi inancı en üst düzeyde olduğu için de diğer inanışlara saygı duymamaktadır. Bunun en bariz örneği ise son dönemde gerçekleşen ve Karikatür Krizi olarak bilinen olaydır. Danimarka'daki bir gazetenin İslamiyet'i aşağılayan karikatürleri yayınlaması Müslüman toplumda infial yaratırken gerek Danimarka hükumeti gerekse diğer Batılı devletler bu durum karşısında karikatürleri kınayan bir tepki göstermemişler ve Müslümanlar'ın bu karikatürlere karşı verdikleri tepkileri de vahşice olarak nitelemişlerdir. Oysa bu karikatürler ile yapılan düpedüz bir inanışa hakaret etmektir. Ancak Batı bu hakarete tepki göstereceğine bunu desteklemiştir. Batı'nın İslamiyet'e bakışını ve kendisini İslamiyet karşısında nerede gördüğünü en iyi yansıtan örneklerden biri de Medeniyetler Çatışması kavramıdır. Zira bu kavramı ortaya atan Samuel P. Huntington'un ifadesi Batı kültürü karşısında en büyük tehdidin İslamiyet olduğu yönündedir. Oysa Soğuk Savaş döneminde Batı daha büyük tehdit olarak gördüğü Sovyetler'e karşı İslamiyet'i kullanmaya çalışmış ve Müslüman ülkelerle iyi geçinmiştir. Batı İslamiyet'in kutsal değerlerine hakaret ederken de ifade ve basın özgürlüğü kavramlarının ardına sığınmıştır.

İşte Batı kültürünün bu temel düşünce sistemlerinin etkileri, hakim güç olan ABD'nin son dönemdeki uluslararası sorunlara yönelik önerilerinde de kendilerini göstermektedir. Büyük Ortadoğu Projesi ile ABD Batı'ya yönelik tehditlerin kaynağı olduğunu öne sürdüğü Ortadoğu toplumlarına demokrasi getirmeyi vadetmektedir. Oysa gerçekte amacın demokrasi getirmek olmadığı açıktır. Zira Ortadoğu günümüzde önemi kat be kat artan enerji kaynakları açısından son derece zengindir, üstelik stratejik önemi de tartışılmaz bir gerçektir. ABD Büyük Ortadoğu Projesi ile aslında bir taşta Birkaç kuş vurmanın peşindedir. Hem hegemonyasını geliştirecek, ki bunun için Ortadoğu enerji kaynaklarını kullanacaktır, hem de tehdit olarak gördüğü İslamiyet'in merkezini kontrolü altına almış olacaktır. Benzer şekilde Renkli Devrimler'i desteklerken de ABD ve Batılı diğer devletler bu devrimlerin gerçekleştiği ülkelerde bu devrimler sayesinde demokrasinin kazandığını ileri sürmektedirler, oysa devrimlerin gerçekleştikleri ülkelere bakıldığında bu ülkelerin eski Sovyetler birliği ülkeleri oldukları görülmektedir. Bu da Batı'nın bir diğer düşünce tarzını işaret etmektedir. Daha önce de dediğim gibi Batı bazı toplumları kendinden görmese de bu toplumların ehlileştirebileceklerine inanmaktadır. İşte Renkli Devrimler de bu düşünceye hizmet etmektedirler. Oysa Renkli Devrimler ile devrilen yönetimler bu ülkelerde iktidara demokratik seçimlerle gelen yönetimlerdir. Yine Füze Kalkanı Projesi de Batı kültürünün eski tehdidi Rusya ve yeni tehdit olarak benimsediği Çin'e karşı oluşturduğu ve hayata geçirmeye çalıştığı bir projedir.

Son olarak özetlemek gerekirse Barı Siyasi Kültürü'nün dört temel düşünce biçimi vardır ve bunlar:

  1. Batı kültürü en üst düzey ve gelişmiş kültürdür.

  2. Batı kültürü içinde yer almayan toplulukların tamamı olmasa da bazıları ehlileştirebilir.

  3. Batı kültürünün bugün itibariyle en büyük düşmanı İslamiyet'tir. Batı, İslamiyet karşısında Hristiyanlık ile özdeştir ve kendisi Hristiyanlık'ın koruyucusu ve sahibidir.

  4. Söz konusu ortak düşman olduğunda birlik içinde hareket edilirken, içe dönüldüğünde her Batılı devlet kendisini Batı kültürünün en üst kademesinde görmektedir.

İşte Batı Siyasi Kültürü'nün olayları algılayışında etken olan temel düşünce tarzları bunlardır ve Batı Siyasi Kültürü kendisini haklı gösterebilmek için; insan hakları, demokrasi, özgürlük, ifade özgürlüğü gibi evrensel kavramları öne sürmektedir. Kendisinin işlediği insanlık suçlarını asla gündeme getirmezken başkalarının karşısına işlemediği suçları getirmekte, kendi amacına hizmet eden olaylara göz yumarken kendi zararına olan gelişmelere ise müdahale edebilmek için uluslararası hukuku bile çiğnemekten çekinmemektedir. Bu çifte standart kendisini terör konusunda dahi gösterebilmekte Batı kendisine karşı yapılan terör eylemlerine karşı en üst düzeyde karşılık verirken başka toplumlara yönelik eylemlerde ise sağduyu, ya da orantılı kuvvet çağrısı yapabilmektedir. Uluslararası ilişkilerde söz konusu çıkarlar olsa da Batı bu çıkar anlayışını kendisine has bir şekilde yorumlamakta ve kendi çıkarlarını gerçekleştirmek uğrunda her yolu mubah görmektedir.

~ 0 yorum: ~

+

Contact

Image and video hosting by TinyPic

About the Template

Image and video hosting by TinyPic