Gelişen dediğime bakmayın, ilişkiler olumlu yönde gelişti demek istemiyorum aslında. Şöyle bir yoklayalım zihnimizi, çok değil sadece bir kaç yıl önce Türkiye AB adayı olarak ilan edildiğinde herkes sevinç içinde naralar atmıştı, gazeteler olaya bir kaç sayfa ayırmış, TV'de de günlerce aynı konu seyrettirilmişti bizlere.Sadece uluslararası ilişkiler okuyan biri değil zaman içerisinde değişimi gözlemleyen her hangi biri de AB Türkiye ilişkilerinin ve Türk halkının AB'ye bakışının zamanla nasıl değiştiğini fark eder. Yıllarca AB kurtuluş olarak görüldü, üyeliği eleştirenler yobazlıkla, ger kafalılıkla ve daha nelerle suçlandı. Oysa herkes şunu kabul ediyor olmalı AB üyeliği için gerekli olan kriterlerin pek çoğu Türkiye için yararlı, ancak hepsi değil.
Şimdi günümüzdeki tabloya bir bakalım: Türkiye'nin AB üyesi olan pek çok ülke tarafından AB üyeliğine istenmediğini artık dünya biliyor, ancak farklı olarak artık bizim de AB'nin her dediğine teslim olan ülke görünümünden sıyrıldığımız açık. AB teröre karşı olduğunu söylüyor, ama kendi topraklarında yakalanan teröristleri bize teslim etmek yerine kaçmalarına imkan sağlayıp sonra da gıyaplarında beraat kararına varıyor. PKK terör örgütüdür deyip, PKK'nın yayın organına dokunmuyor. Kopenhag kriterleriyle hiç bir alakası olmayan konuları önümüze koyup çözmemizi istiyor. Mesela Kürtlerin azınlık olarak tanınması, Heybeliada Ruhban okulunun açılması, Ermenistan ile sınırın açılması. Fikir hürriyeti için bağıran AB sözde Ermeni soykırımının olmadığını söylemeyi bile yasaklıyor. Ya da göstericilere aşırı sert müdahalede bulunuyor. Şimdi düşünelim bizim halkımız AB'ye neden girmek istiyordu, AB üyesi olan ülkelere para yardımında bulunuyordu ve serbest dolaşım hakkını tanıyordu. Oysa artık biliyoruz ki ülkemiz AB'ye üye olsa dahi ne para yardımı alabilecek ne de serbest dolaşım hakkı elde edebilecek.
İşte bu ve benzeri nedenlerle artık halkımızın AB'ye bakışı oldukça değişti, her fırsatta iç işlerimize karışan, sadece Cumhurbaşkanımıza değil aynı zamanda dinimize ve Peygamberimize dahi hakaret eden bu topluluk bizim için kurtuluştan kabusa dönüşüyor.
Şimdi günümüzdeki tabloya bir bakalım: Türkiye'nin AB üyesi olan pek çok ülke tarafından AB üyeliğine istenmediğini artık dünya biliyor, ancak farklı olarak artık bizim de AB'nin her dediğine teslim olan ülke görünümünden sıyrıldığımız açık. AB teröre karşı olduğunu söylüyor, ama kendi topraklarında yakalanan teröristleri bize teslim etmek yerine kaçmalarına imkan sağlayıp sonra da gıyaplarında beraat kararına varıyor. PKK terör örgütüdür deyip, PKK'nın yayın organına dokunmuyor. Kopenhag kriterleriyle hiç bir alakası olmayan konuları önümüze koyup çözmemizi istiyor. Mesela Kürtlerin azınlık olarak tanınması, Heybeliada Ruhban okulunun açılması, Ermenistan ile sınırın açılması. Fikir hürriyeti için bağıran AB sözde Ermeni soykırımının olmadığını söylemeyi bile yasaklıyor. Ya da göstericilere aşırı sert müdahalede bulunuyor. Şimdi düşünelim bizim halkımız AB'ye neden girmek istiyordu, AB üyesi olan ülkelere para yardımında bulunuyordu ve serbest dolaşım hakkını tanıyordu. Oysa artık biliyoruz ki ülkemiz AB'ye üye olsa dahi ne para yardımı alabilecek ne de serbest dolaşım hakkı elde edebilecek.
İşte bu ve benzeri nedenlerle artık halkımızın AB'ye bakışı oldukça değişti, her fırsatta iç işlerimize karışan, sadece Cumhurbaşkanımıza değil aynı zamanda dinimize ve Peygamberimize dahi hakaret eden bu topluluk bizim için kurtuluştan kabusa dönüşüyor.

~ 0 yorum: ~
Yorum Gönder