Öyle bir hayat ki benim ki, çevremde ilginç bir şeyler olmazsa kendimi garip hissediyorum. :)
Dolmuş durağına geliyor ve dolmuş bekleyen bir kalabalıkla karşılaşıyorum. Kuyruğun sonuna geçiyor ve sıramı bekliyorum. Kuyruğun başına geldiğim esnada bir dolmuş geliyor ve arkamda bekleyenler, sanki son dolmuş gelmişçesine dolmuşa hücum ediyorlar. Çaresiz bir sonraki dolmuşu beklerken bir bayanın minik adımlarla önüme geçtiğini görüyor ve yüzümde bir gülümseme ile bu manzarayı seyrediyorum.
Dolmuş durağına geliyor ve dolmuş bekleyen bir kalabalıkla karşılaşıyorum. Kuyruğun sonuna geçiyor ve sıramı bekliyorum. Kuyruğun başına geldiğim esnada bir dolmuş geliyor ve arkamda bekleyenler, sanki son dolmuş gelmişçesine dolmuşa hücum ediyorlar. Çaresiz bir sonraki dolmuşu beklerken bir bayanın minik adımlarla önüme geçtiğini görüyor ve yüzümde bir gülümseme ile bu manzarayı seyrediyorum.
Çapkın arkadaşım, kendisinden hoşlanan bir bayana, başka bir bayandan çıkma teklifi aldığını söylüyor ve kabul edip etmemesi hakkındaki düşüncesini soruyor. Kıskanan, ama bunu söylemeyi de kendisine yediremeyen bayan; "Mutlu olacaksan kabul et." diyor. Arkadaşımın; "O halde kabul edeceğim." sözü üzerine, iyice sinir olan bayan şu mesajı yolluyor: "Mal!"
Bir bayan arkadaşımla yolda yürürken, arkadaşım bana bir şeyler anlatıyor. O esnada da benim gözüm bir mağazanın vitrinindeki Kıvanç Tatlıtuğ resmine takılıyor. Tam bu esnada bayan arkadaşımın dili sürçünce, matraklık olsun diye; mağazanın vitrinini işaret ederken "Yoksa dilinin sürçmesine sebep Kıvanç Tatlıtuğ mu?" diye soruyorum. Bayan arkadaşım büyük bir heyecanla; "Ne Kıvanç mı? Yoksa burada mı?" deyip işaret ettiğim yöne doğru bakıyor. Sonrasında o hüsrana uğrarken ben kahkahalara boğuluyorum. :D
Bir bayan arkadaşımla yolda yürürken, arkadaşım bana bir şeyler anlatıyor. O esnada da benim gözüm bir mağazanın vitrinindeki Kıvanç Tatlıtuğ resmine takılıyor. Tam bu esnada bayan arkadaşımın dili sürçünce, matraklık olsun diye; mağazanın vitrinini işaret ederken "Yoksa dilinin sürçmesine sebep Kıvanç Tatlıtuğ mu?" diye soruyorum. Bayan arkadaşım büyük bir heyecanla; "Ne Kıvanç mı? Yoksa burada mı?" deyip işaret ettiğim yöne doğru bakıyor. Sonrasında o hüsrana uğrarken ben kahkahalara boğuluyorum. :D
Daha 8 yaşında olan afacan kuzenim heyecanlı bir şekilde yaptıkları futbol maçlarından bahsediyor ve bombayı anlatımının sonunda patlatıyor. Yaptıkları maçı kaybeden taraf yüzüne yakar biber sürüyormuş. "Bu yaşta böyle sadistlik mi olur?" diyerek gelecek nesillerle ilgili yoğun bir düşünce travması geçiriyorum. :S
Bayanın bir tanesi bir başka bayanı kıyasıya eleştiriyor. Eleştiri konusu o bayanın saç rengi. Beyaz saçlı olan bayanın, saçını bu renge boyatmasının nedenleri üzerine baya bir eleştiri sıralayan bayanın saç rengi ise turuncu. Tipik bu ne perhiz bu ne lahana turşusu durumu. :)
Son derece süslü püslü giyinen bir bayan dalgınlığına gelmiş olacak ki, yolda yürürken Tarkan'ın "Acıtmayacak" isimli şarkısını söylüyor ve hemen yanından geçen orta yaşlı bir bey, duyduğu "acıtmayacak" sözünün şokuyla dönüp bayana şaşkın şaşkın bakıyor.
26 yaşında sırf askere gitmemek için resim bölümüne giden bir erkek, sınıfında bulunan 18 yaşındaki bir bayanla dalga geçmek için, ona "Daha yaşın başın ne, burda ne işin var?" diyor ve bayanın, "Ben resim bölümüne geldiğimi sanıyordum, nerden bileyim huzur evine geldiğimi?" sözüyle ağzı açık bir şekilde kalakalıyor.
Gazetede okuduğumuz bir müşteri temsilcisi ilanı için arkadaşımla bir büroya gidiyoruz. Yönetici olan kişi son derece havalı bir şekilde CV'lere bakmaya başlıyor ve yine itici bir havalılıkla arkadaşımı eleştiriyor. Az sonra anlıyoruz ki, bizim müşteri temsilcisi ilanındaki müşteri temsilcisi sözü bu zeki (!) yönetici için, aslında satış temsilcisi anlamına geliyor. Bunun üzerine ben de kalkarken gayet havalı bir şekilde yöneticinin cahilliğini yüzüne vuruyor, müşteri temsilcisi ve satış temsilcisinin farklı şeyler olduğunu anlatıyor ve yine havalı bir şekilde gülümseyip çıkıyorum. >:D
Gazetede okuduğumuz bir müşteri temsilcisi ilanı için arkadaşımla bir büroya gidiyoruz. Yönetici olan kişi son derece havalı bir şekilde CV'lere bakmaya başlıyor ve yine itici bir havalılıkla arkadaşımı eleştiriyor. Az sonra anlıyoruz ki, bizim müşteri temsilcisi ilanındaki müşteri temsilcisi sözü bu zeki (!) yönetici için, aslında satış temsilcisi anlamına geliyor. Bunun üzerine ben de kalkarken gayet havalı bir şekilde yöneticinin cahilliğini yüzüne vuruyor, müşteri temsilcisi ve satış temsilcisinin farklı şeyler olduğunu anlatıyor ve yine havalı bir şekilde gülümseyip çıkıyorum. >:D
Ve gelelim günün şakasına. :D
Teyzem elindeki bir poşetle evine geliyor ve çikolata hastası kuzenime; "Kızım bak, ablan sana ne yolladı." diyor. Bunun üzerine kendisine çikolata yollandığını sanan kuzenim, büyük bir heyecanla; "Yoksa çikolata mı?" deyip poşete saldırıyor. Ancak poşeti açtığında karşılaştığı peynir oluyor. Kuzenimin yüz ifadesi kesinlikle görülmeye değer. :D


~ 2 yorum: ~
at: 8 Kasım 2010 10:19 dedi ki...
zewkli günler geçiyorsunz belli(= gülmseyrek okudum yazını..ilginç:))
at: 8 Kasım 2010 10:27 dedi ki...
Aynen @ftm, artık ilginç bir şeyin olmadı günlerde kendimi garip hissediyorum. :D
Yorum Gönder