Pazartesi, Eylül 20

Karanlık




Karanlıklar içerisindeyim, yürüdüğüm yol karanlık, ama ruhum yoldan da karanlık.
Bir sıkıntı var yüreğimde, sanki biliyormuş gibi az sonra başıma gelecekleri daralıyor kalbim. Çok geçmiyor, yalnız olduğumu sandığım yolda ilerlerken bir gölge beliriyor. Karalıklar içinden başını çeviriyor  bana.
- "Gel gel." diyor sonra, "Ben de seni bekliyordum, nihayet gelebildin.".
Ses tanıdık geliyor, ama yine de korkuyorum. "Gecenin bu vakti, karanlık bu yolda beni kim bekler ki?" diye düşünüyorum. Durmaya niyetim yok, cevap bile vermiyorum, yoluma devam edip uzaklaşmak istiyorum.
-"Ben senin yaşayacaklarını bilen kişiyim." diyor, gülüyorum, "Anlaşılan bir ayyaşın teki." diyorum kendime, "Zaten başka ne bekliyordum, şimdi para ister kesin." diye düşünüyorum. Ama öyle olmuyor, karanlıktaki adam birden bire ismimi söylüyor. O an duruyorum ve geriye dönüp karanlıkta ismimi söyleyene bakıyorum. Elini cebine atıyor ve çıkartıyor sigarasını, bu hali daha da itici geliyor bana, çünkü hiç sevmem sigara dumanını ve başlıyor anlatmaya, o karanlık sokakta kara talihimi bana.
- "Evet, ben senin geleceğini biliyorum ve seni uyarmak için bekliyordum." diyor dişlerinin arasından çıkarken sigarasının dumanı. Halen konuşmuyorum, sadece bakıyorum, bana bu kadar tanıdık gelen sese ve orada oturmuş saçmalayan kişiye. 
- "Evet evet biliyorum, çok saçma geliyor söylediklerim. Ama kanıtlayabilirim." diyor ve bana sadece benim bilebileceğim bazı şeyler anlatıyor. Ellerimi çıkartıyorum ceplerimden, şoktayım, "Kimsin sen be?" diyorum, "Dur ve dinle." diyor. Karanlıkta şaşkınca ona bakıyorum. Bitkin bir şekilde bir nefes daha çekip sigarasından anlatıyor. 
- "Engelleyebilirsin, evet yapabilirsin bunu, kendini ve onu kurtarabilirsin. Üç gün sonra olacakların önüne geçebilirsin. Onu, eşini koruyabilirsin." İşte o an deliriyorum, "Eşim mi?" diye bağırıyorum. "Ölecek!" diyor, donup kalıyorum ve onun hıçkırıklar içindeki haykırışlarını dinliyorum: "Öldürecek onu, o şerefsizin çocuğu. Çarpacak ona arabasıyla ve onun canını alacak. Canından can kopacak senin. Yanacak yüreğin. Ama kimse derman olamayacak. Öldürmek isteyeceksin o iti, ama yapmayacaksın. Devlet nasılsa cezasını verir diye umacaksın. Oysa o hayvan hapis bile yatmayacak. Milletvekili dayısı onu kollayacak. Bir de mahkeme çıkışında utanmadan bakıp suratına sırıtacak. O çok güvendiğin devlet masum karının katilini bırakacak. Al git onu, al git ve koru."
"Kimsin sen be?" diye bağırıyorum, koşup yakasından tutup kaldırıyor ve "Kimsin sen, bu saçmalıkları neden uyduruyorsun, ne istiyorsun?" diyorum. "Ben senim." diyor çaresizce ve o karanlık sokaktaki tek aydınlıkta, sanki aynaya bakarmışçasına, karşımda duran ağlamaktan şişmiş kendi suratıma bakıyorum. 

-------------------

Kan ter içindeyim, halen etkisinde olduğum kabusu düşünüyorum. Eşim yanımda, uyuyor. Ne kadar da güzel ve huzurlu. "Sadece kabusmuş, neyse ki sadece bir kabus." diyorum ve tekrar koyup başımı yastığa, güç de olsa uyuyorum. 

-------------------

Üç gün sonra, o it çarpıyor karıma. Tıpkı kabusumdaki gibi. Ölüyor eşim ve ben çaresizim. Tıpkı kabusumdaki gibi. Mahkeme günü geliyor, dayısı nasılsa başarıyor ve o it ceza bile almıyor. Tıpkı kabusumdaki gibi. Mahkeme çıkışında yüzüme bakıyor ve pis pis sırıtıyor. Tıpkı kabusumdaki gibi. İşte o an çıkartıp silahımı onu vuruyorum. O şerefsiz yere düşerken bense hıçkırarak ağlıyorum. Tıpkı kabusumdaki gibi. 

İşte şimdi kapkaranlık hayat yolum.

--------------------
*resim için tıklayın

~ 2 yorum: ~

Adsız
at: 20 Eylül 2010 15:22 dedi ki...

Su ana kadar okuduğum yazılarından en büyük ilgi bu yazına aitti. Tebrik ederim. Güzel bir senaryo :)

Adsız
at: 20 Eylül 2010 16:57 dedi ki...

Teşekkürler :)

+

Contact

Image and video hosting by TinyPic

About the Template

Image and video hosting by TinyPic