Eminim çevrenizdekiler pek çok kez sizinle dertlerini paylaşmışlardır. Siz de her defasında yardım isteyen arkadaşlarınıza elinizden geldiğince yardımcı olmaya çalışmış, çözüm yolları önermişsinizdir.
İşte ben de aynen bu şekilde hareket ediyordum, ancak bir süre sonra bir şey fark ettim ki yardım isteyen arkadaşlarımın hemen hiç biri verdiğim, ya da verilen öğütlerin hiç birini tutmuyor, aksine kendi bildiklerini yapıyorlar.
Sonra bu gözlemimi derinleştirme kararı aldım ve bir kaç deneme yaptım. Durum gerçekten de gözlemlediğim şekildeydi: Sorunu olan kişi derdini anlatmak ve paylaşarak içindeki yükü boşaltıp rahatlamak istiyordu, onun için önemli olan aslında karşı tarafın ne önerdiği değil, sadece derdini paylaşmasıydı. İşte o kişi derdini anlattıktan sonra, dinleyen kişi, ona bazı öğütlerde bulunuyor ve çözüm için yardımcı olmaya çalışıyordu. Ancak dertli zat bu önerilerin hiç birini tutmuyor, kendi bildiğini yapıyor ve sorun derinleşince de yine aynı kişiye gelip dert yanmaya devam ediyordu.
Bu durumda ben ve benim gibi karşı tarafın derdini dinleyenler ise, bir nevi atık deposu oluyorduk, çünkü kişinin dertlerini dinliyor, onun ruh halini paylaşıyor, onun için üzülüyor ve hatta endişeleniyorduk. Oysa derdini anlatan kişi ise tam aksine rahatlıyordu.
Bu durum karşılıklı olsa adilane olabilirdi, çünkü taraflar bir birleriyle dertlerini paylaşır ve bir birlerine yardımcı olurlardı (Zaten bu tarz olan durumlara bir lafım yok), oysa benim bahsettiğim tarz kişiler size kolay kolay sizin de bir derdinizin olup olmadığını sormazlar. Sorsalar bile bunu sadece iş olsun diye yaparlar ve siz anlatmaya başladığınızda ise sizi dinlemez ve başka şeylerle ilgilenirler.
Konunun bu bölümünde bir iki örnek vermek istiyorum:
1) Bir arkadaşımla (?) oturuyoruz ve yarım saat süresince başına gelenleri anlatıyor. En sonunda yorulmuş olacak ki, bana "Eh sen hiç bir şey anlatmıyorsun. Paylaş benimle Kerim." diyor. Onun bu sözü üzerine, ben de yaşadığım ilginç bir olayı anlatmaya karar veriyorum. Ancak daha birinci cümlemi kurmadan, arkadaşım (?); "Ya sen onu dedin de aklıma ne geldi, bak şimdi..." diyerek cümlemi kesip yeniden anlatmaya başlıyor.
2) Bir cafede üç kişi otururken bir bayan arkadaşım, geçen bir kelimeden dolayı bir olay hatırlıyor ve eski sevgilisiyle ilgili bazı şeyler anlatıyor. Daha yeni ayrıldıklarından kafasının karışık olduğunu düşünüyorum ve prensibimi bozarak bir kaç öğüt veriyorum, aynı şekilde diğer arkadaşımda yardımcı olmak için öğütlerde bulunuyor ve bilin bakalım işin sonunda ne oluyor? Sevgili bayan arkadaşımız ona söylediğimiz gerçeklerden rahatsız olup, bizi suçluyor. "Konuyu siz açtınız, üzerime çok geliyorsunuz." diye de ekliyor.
Bunun üzerine denecek fazla bir şey yok zaten.
Sonuç olarak artık biliyorum ki hiç kimseye öğüt vermeye niyetim yok. Çünkü nasılsa bir işe yaramıyorlar, bu yüzden kendimi yormanın da bir anlamı yok.



~ 10 yorum: ~
at: 16 Mayıs 2009 13:16 dedi ki...
Aslında çok güzel bir şey fark etmişsin: Derdini anlatana sen ne dersen de; o bildiğini yapıyor. Önemli olan kendisi için doğru şeyi kendisinin bulması yoksa dediğin gibi bir kulaktan giriyor, diğerinden çıkıyor.
Şu diyaloğu monolog sanan kişilere verdiğin örnek süper. Onlar sekiz yaşında hala dünyanın kendi etrafında döndüğünü ve tüm ilgilerin onlara dönük olması gerektiğini sanan, büyüyemiş "adam çocuklar".
at: 16 Mayıs 2009 15:22 dedi ki...
Aslı yorum için teşekkürler, sen de gerçekten güzel bir benzetmede bulunmuşsun.
at: 17 Mayıs 2009 10:26 dedi ki...
Benim başıma da her zaman gelir. Hatta işin ilginç tarafı hiç tanımadığım kişiler bile beni görünce başlarlar dertlerini anlatmaya. :) Tipim çok iyi bir dinleyici olduğumu gösteriyor sanırım. Aslında gerçekten öyleyimdir. Arkadaşlarımı can kulağıyla dinlerim ki taa ki onlar susana kadar. Gerçekten birbirini tanıyan arkadaşlar, dostlar da verdiğimiz tavsiyelere uyarlar. Diğer grup kendi bildiğini okur. :)) Olan başkalarının dertleri ile kendimizi kötü hissetmizle bize olur, aynen senin de dediğin gibi.
at: 17 Mayıs 2009 10:30 dedi ki...
NeSTaL, açıkçası artık iki üç kişi haricindekinin derdini dinlemiyorum, çünkü cidden yordular beni. :)
at: 18 Mayıs 2009 13:33 dedi ki...
"ben kırmızılı
anlatsamda blogumun adresini değiştirdim,
artık alık kırmızı balık olarak bu yeni adresimde,devam ediyorum...
bilgilerinize..."
at: 18 Mayıs 2009 21:09 dedi ki...
Hayırlı olsun. :)
at: 18 Mart 2010 21:08 dedi ki...
Evet bencede çok güzel birsey fark etmişsiniz. ama ne olursa olsun bir daha kimseye öğüt vermeyeceğim, kimsenin derdini paylaşmayacağım demeyin ! mutlaka biryerlerde gerçekten derdi olan , çok zor durumda kalmış olan ve bir çift arkadaş tavsiyesine , öğüdüne , gercekten ihtiyacı olan birileri mutlaka vardır. Mesela ben gibi :(
at: 28 Mart 2010 09:50 dedi ki...
Haklısın sanırım, insan ne kadar kesin konuşursa o kadar yanılırmış. Ben de bir daha kimseye öğüt vermem diyerek hata ettiğimi anlamış bulunuyorum. Karşı taraf yardım istedikten sonra boynum kıldan ince. :)
at: 13 Nisan 2010 16:58 dedi ki...
Derdimi paylaşmaya geldim. Dert denir mi bilemem ... Ama bıktım artık kadın olmaktan. Emekli olmak ve yaşamımın bundan sonraki kısmını erkek olarak geçirmek istiyorum... Hem bi deyin bana ): Yazıcıkım size ulaşacak mı ki?... Hani? Ben üye falan da değilim.... Çok sıkıldım ya çoook. Herşeyimiz kısıtlı bizim. Ne diye yaşıyoruz ki o zaman?.. Saf Köleyiz.. SAF KÖLE!!!
at: 17 Nisan 2010 10:39 dedi ki...
Baya dertlisin anlaşılan bu konuda, ancak zaman ve bilinçlenme ile çözüm geliştirilebilir bu konuya ve kesinlikle de bir çözüm bulunmalı.
Yorum Gönder