
İkinci kez mimlenmiş bulunuyorum, sağolsun LuCiFerR mimlemiş beni.

Ama öyle bir konu seçmiş ki bir anda geçmişimin karanlık ve örümcek ağlarıyla örülü kesimlerine bir yolculuk yaptım. 
Neyseki yolculuğum kısa sürdü, sonra yeniden öz güvenimi kazandım.
Konumuz lakap, yani çevremizdekilerin bize hitap etmek için kullandıkları ve bizim sevip sevmediğimizi önemsemedikleri takma isimler.
Nerden başlasam acaba? Sanırım en iyisi en başından başlamak. İlkokuldayken ismimin Abdulkerim olmasından dolayı "Cabbar", zamanın ünlü basketbolcusu Kerim Abdül Cabbar'dan esinlenilerek, ismi yöneltilmiştir şahsıma. Küçükken yaşadıklarımız zihnimizde derin izler bıraktığından ve de kişiliğimizi etkilediğinden bu ismi hiç sevmem.
Bu isim bana söylendiğinde sert tepki vermediğim tek kişi akrabam ve dershanedeki Türkçe hocam olan İsmet hocadır. Şahsına saygılarımı bildiririm.
Ortaokul dönemini lakapsız atlatmayı başarmış biri olarak, liseye de endişesiz gitmiştim, ancak ismimin uzun olması bahane gösterilerek daha ilk haftadan lakap arayışları başlamıştı çevremde ve zeki (!) şahsın biri "Apti" ismini keşfetti.

Bu isim o kadar beğeni topladı ki sınıfta, herkes bana bu isimle hitap eder oldu. Ancak bu dönemin iyi yanı sorunun kaynağını çözümlememdi, ki sorun ismimin uzunluğuydu.
Aslında ismimi Kerim olarak koymuştu babam, zaten evde de bu şekilde hitap edilirdi bana her zaman. Ancak nüfus memuru son anda Abdulkerim yazmıştı ve hayatıma imza atmıştı. Kendisini Allah'a havale ediyorum.
Neyse ki günü geldi ve lise bitti. Sıra dershanedeydi, onu da atlattım bir şekilde sadece hocam isim takabildi, ama öyle bir birikti ki bu isim işi ben de, sıra üniversiteye geldiğinde, kendimi Kerim diye taktim ettim herkese. Herkes bu isme alıştı, isim takmaya çalışan olsa da kendileri sivri dilimle tanıştı.
Aile eşrafından ise hitap şekilleri şöyleydi. Teyzem bana hep yakışıklı derdi, halen de diyor, anlaşılan kuzguna yeğeni şahin görünüyor. Annem de aynı hitabı kullanır, ama genelde ismimle çağırır. Babam zaten otoriterdir ve sadece ismimi bilir.
Gelelim ablama, yani bana en çok isim takana, isimleri sıralıyorum: "Kıllı maymun", arada sırada sakal bıraktığımda kullanır. "Yaratuk" ve "Uzaylı", garip bir şey yaparsam kullanır, ki çok yaparım.
Sıra geldi çözümlememe: İsminiz uzunsa vay halinize. Sanki o isim çevrenizdekilere batar, akıllarında o ismi kısaltmak yatar. Eğer size takılan lakaba sinirlenirseniz, yanlış yoldasınız. İsmi hiç duymamış gibi davranıp, önemsemezseniz, bu işin üstesinden gelirsiniz. Çünkü siz sinirlenmeyince, karşı taraf ismi belki bir kaç kez söyleyecek, ama sonra vazgeçecektir.
Bu işe yaramazsa, ikinci yol devreye girer. Size lakapla hitap eden kişiyi ya sivri dilinizle, ya da fiziksel kuvvetinizle (ben birinciyi tercih ederim) yerden yere vurmak suretiyle iyice yumuşatın, yumuşayan kişiye bir de siz lakap takın, o andan sonra olacaklara bakın. Tecrübeyle sabittir.

Evet bu kez de geçmişime yolculuğumu okudunuz. Lakapsız günler diler, LuCiFerR'e tekrar teşekkür ederim.
Ben de aynı konuyla Nestal'ı mimlemek isterim ve kendisine başarılar dilerim.

Neyseki yolculuğum kısa sürdü, sonra yeniden öz güvenimi kazandım.

Konumuz lakap, yani çevremizdekilerin bize hitap etmek için kullandıkları ve bizim sevip sevmediğimizi önemsemedikleri takma isimler.
Nerden başlasam acaba? Sanırım en iyisi en başından başlamak. İlkokuldayken ismimin Abdulkerim olmasından dolayı "Cabbar", zamanın ünlü basketbolcusu Kerim Abdül Cabbar'dan esinlenilerek, ismi yöneltilmiştir şahsıma. Küçükken yaşadıklarımız zihnimizde derin izler bıraktığından ve de kişiliğimizi etkilediğinden bu ismi hiç sevmem.
Bu isim bana söylendiğinde sert tepki vermediğim tek kişi akrabam ve dershanedeki Türkçe hocam olan İsmet hocadır. Şahsına saygılarımı bildiririm.Ortaokul dönemini lakapsız atlatmayı başarmış biri olarak, liseye de endişesiz gitmiştim, ancak ismimin uzun olması bahane gösterilerek daha ilk haftadan lakap arayışları başlamıştı çevremde ve zeki (!) şahsın biri "Apti" ismini keşfetti.

Bu isim o kadar beğeni topladı ki sınıfta, herkes bana bu isimle hitap eder oldu. Ancak bu dönemin iyi yanı sorunun kaynağını çözümlememdi, ki sorun ismimin uzunluğuydu.

Aslında ismimi Kerim olarak koymuştu babam, zaten evde de bu şekilde hitap edilirdi bana her zaman. Ancak nüfus memuru son anda Abdulkerim yazmıştı ve hayatıma imza atmıştı. Kendisini Allah'a havale ediyorum.

Neyse ki günü geldi ve lise bitti. Sıra dershanedeydi, onu da atlattım bir şekilde sadece hocam isim takabildi, ama öyle bir birikti ki bu isim işi ben de, sıra üniversiteye geldiğinde, kendimi Kerim diye taktim ettim herkese. Herkes bu isme alıştı, isim takmaya çalışan olsa da kendileri sivri dilimle tanıştı.

Aile eşrafından ise hitap şekilleri şöyleydi. Teyzem bana hep yakışıklı derdi, halen de diyor, anlaşılan kuzguna yeğeni şahin görünüyor. Annem de aynı hitabı kullanır, ama genelde ismimle çağırır. Babam zaten otoriterdir ve sadece ismimi bilir.
Gelelim ablama, yani bana en çok isim takana, isimleri sıralıyorum: "Kıllı maymun", arada sırada sakal bıraktığımda kullanır. "Yaratuk" ve "Uzaylı", garip bir şey yaparsam kullanır, ki çok yaparım.

Sıra geldi çözümlememe: İsminiz uzunsa vay halinize. Sanki o isim çevrenizdekilere batar, akıllarında o ismi kısaltmak yatar. Eğer size takılan lakaba sinirlenirseniz, yanlış yoldasınız. İsmi hiç duymamış gibi davranıp, önemsemezseniz, bu işin üstesinden gelirsiniz. Çünkü siz sinirlenmeyince, karşı taraf ismi belki bir kaç kez söyleyecek, ama sonra vazgeçecektir.
Bu işe yaramazsa, ikinci yol devreye girer. Size lakapla hitap eden kişiyi ya sivri dilinizle, ya da fiziksel kuvvetinizle (ben birinciyi tercih ederim) yerden yere vurmak suretiyle iyice yumuşatın, yumuşayan kişiye bir de siz lakap takın, o andan sonra olacaklara bakın. Tecrübeyle sabittir.

Evet bu kez de geçmişime yolculuğumu okudunuz. Lakapsız günler diler, LuCiFerR'e tekrar teşekkür ederim.
Ben de aynı konuyla Nestal'ı mimlemek isterim ve kendisine başarılar dilerim.



~ 10 yorum: ~
at: 14 Mart 2009 18:41 dedi ki...
Eyvah mimlenmişim yine :) Kısa bir ders arasından sonra yazmaya başlıyorum. Teşekkürler... Kolaylar gelsin bana :)
at: 14 Mart 2009 18:42 dedi ki...
Aynen, kolay gelsin sana, hem mim hem de ders konusunda. :)
at: 14 Mart 2009 18:46 dedi ki...
şu mim hiç bana göre değil ama okumak eğlenceli oluyor:)
at: 14 Mart 2009 18:48 dedi ki...
@tatlısukırosu, yazımdan keyif alman mutlu etti beni. :)
at: 14 Mart 2009 20:52 dedi ki...
eheh Keyifli Bi yazı Olmus Bende Teşekkür ederim :)
at: 14 Mart 2009 21:26 dedi ki...
Asıl ben mim için ve böyle bir yazı yazmama vesile olduğun için teşekkür ederim @LuCiFerR. :)
at: 15 Mart 2009 08:30 dedi ki...
öncelikle abdulkerim olayına bi çözüm getirmek isterim; boynumun borcu gibi konuştum ama neyse :)) Kerim,samet gibi Allah'ın sıfatlarını taşıyan isimlerin başına Abdul konulması gerektiğini biliyorum. Diğer tarafta isimlerden de sorumlu olcağımızdan; nufus müdürü arkadaş babanı büyük bi mesuliyetten kurtarmış..
Yakışıklı ve uzaylı lakapların ise oldukça güzel. Apti diyeni; şu ikinci yolla yani yumuşatma metoduyla kendine getirseydin keşke. İçimde kaldı,ben mi yumuşatsa arkadaşı :D
at: 15 Mart 2009 08:40 dedi ki...
Aslında Allah'ın isimleri insanlara koyulunca başına Abdul ve ya Abdül gelmesi gerektiğini ben de biliyorum. Dediğin çok doğru, ama gel gelelim ki bir de bana sor. :)
Apti ismini vereni değil bütün sınıfı yumuşatmıştım vaktinde, ama öyle bir hale geldi ki, neredeyse hocalar da bana bu isimle hitap edecekti. Çaresiz geri çekilip, ani saldırılarla zaman zaman hıncımı çıkartım arkadaşlardan. :D
at: 15 Mart 2009 11:55 dedi ki...
bence haketmişler ; arkandayım :D :D
Hocaları da döveriz :D
at: 15 Mart 2009 12:35 dedi ki...
Tekrardan böyle bir durumla karşı karşıya kalırsam ilk yardım isteyeceğim kişiyi bulmuş oldun. :D
Yorum Gönder