Çelik çomak oynardık eskiden, ne güzel günlerdi.
Yürüme mezireye* çıkardık. Elma ağaçlarının altında oturur, dalından kopardığımız elmaları yerdik.
Mereğin** üstüne uzanırdık, bakardık gökyüzüne. Enken kararırdı ortalık, inerdik eve. Bulutlar ne güzeldi, ne güzeldi onları bir şeylere benzetmek.
Fındık toplardık eskiden, toplarken de eğlenirdik bir yandan, şimdiki gibi bir birimize baskı yapmazdık, ya da en azından yapmadığımızı sanırdık.
Odun taşırdık eskiden, yorulurduk, ama işten de kaçmazdık. Daha tembellik yerleşmemişti zihnimize.
Sığır güderdik eskiden, sabahın körü kalkardık. Kör sinekler ısırırdı bizi, ama eve varınca sıcak ekmekle herle*** çorbasını tadardık.
Çocuktuk eskiden, ufacık şeyden mutluluk duyardık.
İki yüzlü değildik eskiden, yalanı bu kadar kolay söylemeye korkardık. İnsanları aldatmazdık.
Çocuktuk daha bilmeyiz sanırdık kötülüğü, ama bilirdik aslında. O masumluğun içinde bile hep bir kötülük, çekememezlik vardı aslında, ama ortaya çıkartmaya korkardık.
Masumduk eskiden, şimdiki gibi pisliğe batmamıştık.
-------------------------------------------------------------------------------------------
*Yaylanın küçüğü. Karadeniz bölgesinde yayla ile köy arasında bulunan yer.
**Karadeniz bölgesinde samanların saklandığı yapı.
***Unla yapılan, yenmeden önce içine yoğurt ya da süt dökülen ve kahvaltıda yenen çorba.



~ 2 yorum: ~
at: 2 Kasım 2009 17:10 dedi ki...
Bana eski günlerimi hatırlattınız, keşke hep çocuk olsak anne babalarımızla hep birlikte yaşasak yine.
Elinize kolunuza sağlık, çok teşekkür ederim.
at: 2 Kasım 2009 17:58 dedi ki...
Yorumunuz için de ben teşekkür ederim.
Yorum Gönder